|
Âşıklık geleneği, kökü eskilere dayanan bir gelenektir. Eski Türklerde, halk şairlerin izlerini birtakım törenlerde görmekteyiz. Askeri nitelikte şölenlerde, devletin ileri gelenlerinin katıldığı avlar için düzenlenen törenlerde(sığır) ve ölü gömme törenlerinde(yuğ) törenlerin idarecisi olarak Baksılar bulunurdu. İlk Türk edebiyatı olarak incelediğimiz sözlü kaynaklara dayanan edebiyatımızda Kam, Baksı ismini verdiğimiz sanatçılar âşıklık geleneğinin temelini oluştururlar. Bu kimseler ellerinde çaldıkları kopuzlarla kır, çayır, yurt gezerek halkı eğlendirip diğer insanlardan haberler verirlerdi. Bu gelenek yüzyıllar boyunca devam ederek Halk edebiyatı içinde yerini almış ve günümüzde de hala varlığını sürdürmektedir. Mamafih günümüzde artık eskisi gibi âşıkların köy köy, kasaba kasaba dolaşıp şiirlerini terennüm ettiklerini söyleyemiyoruz. Günümüzde âşıklık geleneği birkaç kurumun yaptığı âşıklar bayramlarından başka, TV programlarında sürdürülür olmuştur. Ancak teknolojik koşulların hızla gelişmesi ve Batı kültürünün etkisiyle yeni TV programlarında, öz kültürümüz olan Halk şirinin yerini rap, pop diye adlandırılan yeni müzik türleri almıştır. Bu türlerin varlığı bir kültürel zenginliktir ancak onlara daha fazla yer vermek için âşıklarımıza verilen önemin azalması, âşıklarımıza yapılan bir haksızlık olduğunu düşünmekteyim.
Günümüzde sayıları yüzlerce olan âşıklarımızdan, sadece birkaçının ön plana çıkarılması ise ayrı bir medya dayatması olduğunu belirtmekte yarar var. Eskisi gibi âşıklık diyar diyar gezmekle olmadığı için TV kanalları hangi âşıklara yer verirse onlar halk katında ön plana çıkmakta ve âşıklık geleneği bu kişilerden ibaret sayılmaktadır. Burada isim vermeyeceğim ama âşıklık geleneği halkın bildiği ve dinlemek zorunda kaldığı birkaç şairden ibaret olmadığını belirtmek isterim. Anadolu’nun ücra’ köşelerinde sessiz sedasız sanatını yapmaya mahkûm olan ve birer kültür mirası şeklinde olan bu insanların sayısının hiç de azımsanamayacak kadar çok olduğunu belirtmek isterim. Örneğin bir kısım medya Âşık Veysel’den sonra gelen âşıkları yok saymaktadır. Bu son derece zararlı bir tutumdur. Çünkü Divan edebiyatında Baki, Fuzûlî devri Divan şiirinin en üst seviyesidir. Ancak onlardan sonra da Divan şiiri Nef’î, Naili, Nâbî, Şeyhülislam Yahya Bey, Nedim, Şeyh Galib ve ismini sayamadığımız birçok büyük sanatkârı yetiştirmiştir. Hiçbir Divan edebiyatı araştırmacısı veya tanıtıcısı yoktur ki Divan edebiyatının 16. Yüzyılda son bulduğunu söylesin. Özel medya kuruluşları bunları yaparken devlette âşıklara ve bu geleneğe yeteri kadar önemi vermemektedir. Âşıkların genel geçim kaynakları olan sazları, eskisi gibi para kazandırmadığı için âşıkların geçim sıkıntısına düşmelerine ve ek işler yapmalarına sebep olmaktadır. Hal böyle olunca ilk akla gelen soru, geçim düşüncesiyle nasıl şiirler çıkabilir ki? Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki TV kanalları, öz kimliğimizin bir parçası olan âşıklık geleneğine ve bu geleneğin temsilcileri olan yaşayan âşıklarımıza önem vererek, gereken duyarlılığı göstermesi, âşıklara yakışır formatta programlara imza atarak, yüzyıllar boyunca süre gelen âşıklık geleneğini canlandırmış olurlar. Devlet de, Kültür ve Turizm Bakanlığı vasıtası ile doğrudan veya üniversiteler aracılığı ile âşıklar hakkında yapılacak araştırma ya da programlara imza atarak, kaybolmaya yüz tutan bu geleneğin küllerinden doğmasına vesile olabilmeye çalışmaktadır. Örneğin çok değerli aşıklarımızı UNESCONUN yaşayan insan hazineleri listesine koydurarak ‘’Şeref TAŞLIOVA’’ gibi değerlerimiz yaşatılmaya çalışılmıştır. İşte bu değerlerimizden olan Aşık Ensar Şahbazoğlu ve Aşık Bilal Ensari Kültür ve Turizm İl Müdürlüğümüzü ziyarete geldiler. Müdürlüğümüzden kendilerine yapacakları tüm etkinliklerde destek sözü alan, saz ve söz ustalarımız. Müdürlüğümüz personellerine kısa bir hoş geldin faslı ve atışma örneği sunarak, tüm personelin beğenisini kazandılar kendilerine teşekkür ederim. Hakan DOĞANAY
Kars İl Kültür ve Turizm Müdürü
|